OKUL - ÖĞRENCİ ANILARIM

1994 - KIRŞEHİR - KAMAN - Merkez İlköğretim:

Öğrencilerimin ödevlerini kontrol ediyordum. Yazım hatalarını göstermek için kırmızı kalemle hatalı yazılmış bazı kelimelerin altını çizmiştim. Hatalarını anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kendisine sordum:

"-Hatalarını anladın mı?"

"-Evet hocam, kırmızı kalemle kelimelerin altını çizmeyi unutmuşum!"

1994 - KIRŞEHİR-KAMAN - Endüstri Meslek Lisesi:

Metal, Tesviye, Mobilya Bölümü öğrencilerini ve öğretmenlerini zaman zaman atölyelerine ziyarete giderdim. Teknik zeka ve merakımla onları izlerdim; yaptıkları işler çok ilgimi çekerdi. Metal bölümünü ziyaret ediyordum. Zıpır Lise 3. sınıf öğrencilerinden biri beni gezdirmeye başladı. Bir odaya girmiştik ki burada şimdiye kadar yapılmış metal işleri bulunuyordu. Askılar, menteşeler, çekiçler, telefonluklar.. Bana öğretmenlere bunlardan almanın serbest olduğunu, ihtiyacım varsa alabileceğimi söyledi.. Bir çekiç, bir kapı arkası sürgü, bir pense, bir ceviz kıracağı gibi bazı işlemeler hoşuma gitmişti.. Aldım, çantama koydum.

Gezi bitmiş, bölümden çıkıyordum. Bölüm öğretmeni, bahçeye çıkarken arkamdan bağırdı.. "Kemal Hocam!" Döndüm. Bana çok acı gelecek bir ders verdi. "Hocam, bazı öğrencileri çok iyi tanımamız lazım. Bak, sana şirin görünmek için, seni gezdirdi, bölüme kayıtlı işlemelerden almanı sağladı. Sonra, sen daha gitmeden, bana şirin görünmek için, gelip, senin bazı (metal) işlemeleri çaldığını söyledi.. Siz bana şimdi o aldıklarınızı verin, ben size onlardan en kısa zamanda temin edip vereceğim.. Ok?"   

1994 - KIRŞEHİR - KAMAN - Endüstri Meslek Lisesi:

Lise 1. sınıf öğrencilerimin İngilizce dersi yazılı sınavlarında sorularından biri "What is your name?" idi. Okan adında biri, kopya tarihine geçmek için, yanındaki arkadaşından kopya çekmiş ama ne kopya çekmiş! Yanındaki arkadaşı, "My name is Mehmet." diye cevaplamış. Bizim Okan da aynen, "My name is Mehmet.

1998 - YOZGAT - Anadolu İmam Hatip Lisesi:

Video odasına, orta 2. sınıf 6-A sınıfı doluşmuştu.. Ders başlamış, ama öğrenciler arasında beden dersindeki maçın kritikleri devam ediyordu. Bir kaç kez kibarca bir iki öğrenciyi uyardım. Bir süre sonra bir öğrencinin diğer arkadaşının kulağına bir şeyler söylemeye çalıştığını gördüm. Şimdi anlatacaklarım 1-2 saniyede cereyan etti.. Ben sınıfın önündeydim. Ön sırada, tam bulunduğum yerde, elimin altında siyah bir poşet vardı. İçine eşofman gibi yumuşak kıyafetler tıkıştırılmıştı.. O poşeti tuttuğum gibi arkadaşına bir şey söylemek için yamulan öğrenciye attım. Bir eşofman hem zarar vermez, hem de sustururdu. Aynı zamanda, öğrenci bir gözüyle beni takip ediyordu. Poşetin kendisine doğru geldiğini fark edip eğildi. Film gibi işte.. O eğilince tam arkasındaki (Ali adında) bir öğrencinin tam da alnına çarptı. Çocuk "yandım amam" diye ağlamaya başladı. Poşeti bir açtılar ki, eşofmanların altında, öğlenleri yemek maksadıyla getirilmiş bir bal kavanozu! Kavanoz kırılmamıştı, ama Ali'nin alnı 1-2 dakika içinde, tam ceviz büyüklüğünde, aynen çizgi filmlerde olduğu gibi, şişmiş, ve de mos mor olmuştu! Meslek hayatımın bittiğini, akşama haberlerde görünebileceğimi, Reha MUHTAR'ı, Uğur DÜNDAR'ı falan düşünmeye başlamıştım! Ali'den çokça özür dilemiş, aslında ona atmadığımı da söylemiştim. Garibandı Ali. Okulun pansiyonunda kalıyordu. Dersten bile çıkmamıştı. O akşam okul pansiyonunda onu ziyaret etmiş, durumunu incelemek istemiştim. Biraz daha inmişti şişlik, çiğnenmiş ekmek koymuştu. Kendisini hastaneye falan götürebileceğimi söylemiştim. Gerek yok demişti. Okul Müdür Yardımcısına olayı anlatmıştım. O da Ali'nin durumunu inceleyip gerek olmadığını düşünmüştü. Ve Ali 1-2 gün içinde normale dönmüştü..

1998 - YOZGAT - Anadolu İmam Hatip Lisesi: (Yukarıdaki ile ilgili)

Aradan 1-2 ay geçmişti ama Ali'nin başına yediği kavanoz unutulmamıştı. Derste "evden okula gelip-gidenlerin avantajları ve dezavantajları" diye bir konu işlemekteydik. Esprili öğrencilerimizden biri (Yozgat Cumhuriyet Başsavcısının kızı, Fatma Tuba PETEK) lafı ağzına almıştı..

"Hocam, evden gelip gitmeyen öğrencilerin dezavantajları çoktur. Mesela, öğretmen kafanıza kavanoz atsa akşama aileniz başınıza gelenleri göremez.. Siz düşünebiliyor musunuz hocam, o kavanoz benim başıma gelseydi, ben o şişlikle eve gitseydim.." Gerçekten de haklıydı..

2000 - BURSA - KARACABEY - Anadolu Lisesi

Okuldan Cuma çıkışıydı. İstiklal Marşı söylenmiş, herkes evine yola koyulmuş, ortalık toz duman olmuştu.. 

Lise 3 öğrencilerimizden bazıları, okula ehliyetleri olmadan, babalarının arabalarıyla gelmekte, arkadaşlarına işin havasını atmaktaydılar. Trafik polisi bu konuyu duymuş, okula uyarı bile göndermişti..

Okuldan en son çıkmış, sallanarak eve koyulmuştum. Biraz gittikten sonra, ileride polis otosunu ve bizim araba sevdalısı öğrenciyi gördüm. Polis bunu enselemiş, etraflarına 5-10 öğrenci de toplanmıştı. İçimden inip öğrencime yardımcı olmak geçti. Polise yaklaşıp, öğretmeni olduğumu, benimle bu konuyu görüşebileceğini söyledim. Polisler, yakalamasına yakalamışlar idi, ama ceza yazsalar, 690 milyon civarında yazmaları gerektiğini, bunun da vicdanlarına sığmadığını bana hissettiriyorlardı.. Polislere yardımcı olabileceğimi, bu öğrenciyi iyi tanıdığımı, bana ve polislere bir daha ehliyetsiz araç kullanmayacağına SON KEZ söz vereceğini söyledim. Öğrenci de "SÖZ" dedi. Ceza kesmeden, arabayı bana verdiler, üç beş öğrenci de içine bindi. Polisler öğrencinin babasına iletmem için bazı mesajlar verdi. Peki, dedik.

Ama, artık öğrencilerimin gözünde kahraman olmuştum! Nice öğretmenler olayı görmüşler de durmamışlardı..

2001 - BURSA - KARACABEY - Anadolu Lisesi

Sınıfta ders anlatırken öğretmen masasının arkasında ayakta dikilir, ellerimi masaya dayar oradan sınıfa kuş bakışı bakardım. Kasıt bulamadım, ama çoook müthiş bir olay yaşadım. Ellerimle masaya bi abanmışım.. Masa da kürsülerin konduğu bir yükseklikte duruyordu. Ön ayakları ucu ucuna tutuyormuş.. Ben abanırken, bir kaydı mı.. Masa öne doğru bir takla attı, ben de masanın üstünden balıklama denize atlar gibi yere düştüm.. Sınıfın ortasına, sıraların arasına, balıklama bir hoca uçarak iniş yapıyor.. Gülünür mü, ağlanır mı? Sağ olsun, öğrenciler kollarıma girdi kaldırdılar.. Yok bişeyim diyorum, inanmıyorlar.. Bereket bir sakatlanma falan olmadı. "Nasıl düştün, bi anlatsana hocam?" gibi sorular her kes tarafından soruluyordu.. En acı espri de Seval İlhan'dan gelmişti.. Lavabo için dışarı çıkmıştı; neden o yokken düşmüşüm..    

2005 - BURSA - MUSTAFAKEMALPAŞA - Sedat Karan Anadolu Lisesi

Hazırlık sınıflarında derste "reading" çalışması esnasında öğrencinin biri okuyor, biz de dinleyip takip ediyorduk. Okuması iyi olmayan bu öğrenci, zorlandığı bir yeri, "salata" diye okuyarak geçmişti. Hemen durdurdum. "Nerede o salata" dedim. Ikındı, mıkındı, sağa sola bakındı.. Gösteremedi. Metni güzelce aradım, ben de bulamadım. Zeki bir kız atıldı:
- Hocam ben buldum.. Arkadaşımız şu satırdaki "so late" i  "salata" diye okumuştur.
  Onay gelmedi, ama, itiraz da gelmedi..

2007 - BURSA - MUSTAFAKEMALPAŞA - Sedat Karan Anadolu Lisesi

Lise 1. sınıflarda çok sevimli bir karakter çıkagelmişti karşımıza. Espriden anlar, derslere düşkün davranır, en küçük ayrıntıları yakalar ve benim silahımla bazen bana ateş ederdi.
Derslerimde genellikle yaptığım bir espriden yola çıkarak bana bir espri tuzağı hazırlamıştı.. Öğrencilerden kurdukları cümlelerin veya bazı önemli ifadelerin Türkçe anlamlarını istediğim çok sık olur. Eveleyip geveleyen öğrenciler bazen Türkçesini mi diye sorduklarında, "Hayır, Fransızcasını.." gibi karşılık verirdim. Ece ÜLKER isimli bu öğrencimiz, yine böyle bir kelimenin anlamını sorduğumda, bana kasıtlı olarak, "Türkçesini mi Hocam?" diye sordu. Ben de ağız alışkanlığıyla, "Hayır, Fransızcasını.." demiş oldum. Bu da, hemen, daha önceden, elindeki elektronik sözlük sayesinde hazırlamış olduğu Fransızca açıklamasını çatır çatır okumaz mı? Ben tabi ki dumur olmuştum..
"Umarım Fransızcanız iyidir hocam.."

2008 - BURSA - MUSTAFAKEMALPAŞA - Sedat Karan Anadolu Lisesi

Ece ÜLKER Lise 2'de de incileri döktürür.. Sınavdan bir kaç gün önce işlediğimiz bir parçadan sınavda kelime sorusu çıkmıştır.
Soru "loo" kelimesidir, yapılacak iş, Türkçe anlamını yazmaktır. "Loo" İngilizcede halk arasında "wc, tuvalet, hela" demektir. Loo kelimesi parçada şöyle geçer.. Küçük bir kız otelde resepsiyondaki görevliye "Where is the loo?" diye sorar. Ece'nin sınav kağıdında "loo"nun karşısında "oyun odası" yazmaktadır. Kağıtları dağıtınca sordum. "Loo nasıl oldu da sana oyun odasını çağrıştırdı?" Ece olayı şöyle açıklar.. "Hocam, küçücük bir kız çocuğu otelde ne ister? Oyun oynamak için bir oyun odası vardır buralarda, acaba o nerelerde? diye sormuştur gibi aklımda kaldıydı", der.. Ama, Ece'nin sınıfındaki öğrenciler artık WC için izin isterken "Oyun odasına gidebilir miyim?" demeye başlamıştır.. 
 
2008 - BURSA - MUSTAFAKEMALPAŞA - Merkez İlköğretim Okulu
 
6. sınıflarda İngilizce dersinde mevsimler, aylar ve günler konusunda sordum, "ay"ları kim saymak ister? Furkan parmak kaldırmıştır ve söz hakkı alır.. Hepimizi kırıp geçirir..

I
You
He
She
It
We
You
They


Kişi zamirleri "
I" öznesi ile başladığı için ay'lar böyle bir çağrışım yapmıştır.. Ama bu anı unutulamaz..  

2009 - BURSA - MUSTAFAKEMALPAŞA - 14 Eylül İlköğretim Okulu

Derste öğretmeni dinlemeyen bir öğrenciye baskın yaptım. "Söyle bakalım en son ne dedim?" Tabi ki bilemedi.. Gizem CENGİZ (6-B) atıldı: "En son ne dedim?" dediniz..   :) 
 

2011 - BURSA - MUSTAFAKEMALPAŞA - Merkez İlköğretim

Bir öğrencimin velisi, çocuğunun ısrarıyla, köyde yetiştirdikleri kaz'larından birini bana hediye olarak getirmiş. Çat kapı, okulda, sınıf kapısında, elindeki çuvalı bana uzatarak size kaz getirdim, dedi. Ya ne ettiniz ne yaptınız, sizden kim kaz istedi vb. söylemeye çalışırken, adam çuvalı elime tutuşturup, hoşçakal dedi çekti gitti. Ders başlamıştı ki elimde çuvalla sınıfa girdim. Utandım, öğrencilere, geliyorum ben dedim, dışarı çıktım. Öğretmenler odasındaki buz dolabını inceledim, alt kısmı boş ve çuvala uygundu. Dolaba bıraktım ve hemen son dersime sınıfa çıktım.
 
Bir ders sonra öğle arası olmuştu. Dolaptaki kazın başına bir şey gelmeden, başka biri benim kazı görmeden, bir an önce eve götüreyim, diye düşündüm. Odaya girdim. Öğretmenler paltolarını giyip öğle arasına çıkmak için hazırlanıyordu. Buzdolabını açtım, çuvalı elime aldım, çuvalda bir kıpırtı vardı, ağzını açıp bir bakayım derken ödüm koptu. Vaaaak Vaaaak, diye bir kaz odayı inletti. Herkes bu ne be diye şok oldu! Meğer kaz canlı imiş!
 

2015 - BURSA - MUSTAFAKEMALPAŞA - Balibey İlkokulu

Derste ödev kontrolü yapıyorum. 4. Sınıf öğrencilerimden biri ödev yapmama mazeretini yüksek sesle söylüyor:
"-Neden yok ödev?" "-Annem güne gitti."
 
Aynı öğrenci başka bir gün yine ödev kontrolünde yeni bir mazeret ekler mazeretler kategorisine.
"-Neden yok ödev?" "-Annem hamile."